Yaşlılık döneminde depresyon sıklıkla fiziksel hastalıklarla maskelenerek tanı almadan kalır.
Yaşlılık döneminde depresyon, genel popülasyona kıyasla daha sık görülmesine rağmen en az tanı alan ruhsal sağlık sorunlarından biridir. Altmış beş yaş üstü bireylerde majör depresyon prevalansı yüzde bir ile yüzde beş arasında değişirken, klinik eşik altı depresif belirtiler yüzde on beş ile yüzde yirmi beş gibi yüksek oranlarda görülmektedir. Yaşlılarda depresyon genellikle somatik belirtilerle (ağrılar, yorgunluk, iştah kaybı, uyku bozuklukları) ortaya çıktığından, fiziksel hastalıkların gölgesinde kalma eğilimindedir.
Yaşlılık döneminin kendine özgü depresyon tetikleyicileri vardır. Emeklilik, eş kaybı, kronik hastalıklar, bağımsızlık kaybı, sosyal ağın daralması ve bilişsel gerileme endişesi başlıca stresörlerdir. Vasküler depresyon hipotezi, serebrovasküler hastalıkların beynin duygudurum düzenleyici devrelerini bozarak depresyona zemin hazırlayabileceğini ileri sürer. Çoklu ilaç kullanımı ve bazı ilaçların depresojenik etkileri de göz önünde bulundurulmalıdır.
Yaşlılarda depresyon tedavisinde hem psikoterapi hem farmakoterapi etkilidir. BDT, bu yaş grubuna uyarlanarak başarıyla uygulanabilir. Yaşam gözden geçirme terapisi ve problem çözme terapisi yaşlılara özgü terapötik yaklaşımlardır. Farmakolojik tedavide SSRI'lar birinci basamak olarak önerilir; ancak ilaç etkileşimleri, böbrek ve karaciğer fonksiyonları ve yan etki profili dikkatle değerlendirilmelidir. Sosyal aktivitelerin artırılması ve fiziksel egzersiz de tedavinin önemli bileşenleridir.
Yaşlılık depresyona mahkum olmak anlamına gelmez. Yaşınız ne olursa olsun tedaviden fayda görmeniz mümkündür. Sevdiklerinizle bağınızı koparmayın, fiziksel olarak aktif kalmaya çalışın ve anlamlı uğraşlar edinin. Depresyon belirtileri fark ettiğinizde bunları "yaşlılık" diye geçiştirmek yerine bir uzmana danışın. Yaşamın her döneminde keyif almak ve anlam bulmak mümkündür.