Doğum sonrası depresyon, yeni annelerin yaklaşık yüzde on ile yüzde yirmisini etkileyen ciddi bir duygudurum bozukluğudur.
Doğum sonrası depresyon, doğumdan sonraki ilk yıl içinde ortaya çıkan majör depresif epizod olarak tanımlanır. Lohusalık hüznünden (baby blues) farklı olarak, belirtiler daha şiddetli ve uzun sürelidir. Yoğun üzüntü, ağlama nöbetleri, bebeğe karşı ilgi kaybı veya aşırı kaygı, yetersizlik ve suçluluk duyguları, uyku ve iştah bozuklukları ve bebeğe zarar verme korkusu en sık görülen belirtiler arasındadır. Doğum sonrası depresyon hem annenin hem bebeğin sağlığını ve anne-bebek bağlanmasını olumsuz etkiler.
Doğum sonrası depresyonun etiyolojisinde hormonal değişimler önemli bir role sahiptir. Doğum sonrası östrojen ve progesteron düzeylerindeki ani düşüş, serotonin ve norepinefrin sistemlerini etkileyerek depresyona zemin hazırlayabilir. Bununla birlikte hormonal faktörler tek başına yeterli değildir; uyku yoksunluğu, sosyal destek eksikliği, ilişki sorunları, ekonomik stres, geçmişte depresyon öyküsü ve zor doğum deneyimi ek risk faktörleridir. Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği, tarama amaçlı yaygın olarak kullanılan bir araçtır.
Tedavide psikoterapi ve gerekli görüldüğünde farmakoterapi uygulanır. BDT ve kişilerarası terapi en güçlü kanıt desteğine sahip yaklaşımlardır. Kişilerarası terapi, rol geçişleri ve kişilerarası ilişkilere odaklanması nedeniyle bu dönem için özellikle uygundur. Emzirmeyle uyumlu antidepresanlar güvenle kullanılabilir. Anne-bebek etkileşim terapisi, bağlanma kalitesini güçlendirmeyi hedefler. Partner ve aile desteğinin güçlendirilmesi de tedavinin önemli bir bileşenidir.
Doğum sonrası depresyon yaşıyorsanız, bunun sizin hatanız olmadığını bilmeniz çok önemlidir. İyi bir anne olmak, her an mutlu olmak anlamına gelmez. Zorlandığınızı kabul etmek ve yardım istemek, hem kendiniz hem bebeğiniz için yapabileceğiniz en cesur ve en değerli şeydir. Tedaviyle birlikte anneliğin sevincini yeniden keşfetmeniz mümkündür.